17 Mayıs 2012 Perşembe

AVANGARD RUHU VE SAHTE EPİFANİLER( VE BELKİ MİTOMANİ )

Bu ay espas yayınlarından GRAFİK TASARIM KURAMI isimli bir kitap yayınlandı. Helen Armstrong’ın derlemesini yaptığı kitapta Marinetti’den günümüze tasarım teorisyenlerinin önemli makale ve bildirileri yer alıyor. Meslek eğitimi alan tasarımcıların tarih derslerinden aşina olduğu isimlerin mesleklerine ne kadar samimice bağlandıklarını ve dünyayı değiştirmek, daha yaşanılır hale getirmek için nasıl canla başla didindiklerini tekrar hatırlamak amacıyla okumaları gerekir bu kitabı. Sonra o avangard ruhu düşünmeleri ve hissetmeleri gerekir.

Etimolojik bakımdan “öncü birlik ” anlamına gelen Fransızca bir kelimedir avangard. Yani doğası gereği kendilerinden vazgeçilebilir bir grup maceracı. Kaybedecek bir şeyleri olmadığı için sınırın ötesine geçmekte tereddüt etmeyen, yitirilenlerin yerine yenilerinin takviye edildiği bir grup. Sistemin hiçbir bağlayıcısıyla ilişkisi olmayan, gönüllü olarak her türlü erk’ten bağımsız bir eylemci ruhudur avangard. Antropolog Edgar Molin’e göre insan oluş devrimini başlatanlar da bu gruptur (heimatloslar, dışlanmışlar, maceracılar, başkaldıranlar). Avangard, merkezdeki yerleşimcilerin uzlaşımcı kuruntularından ve erk bağımlılığından da özgürdür. Merkezdekilerin görevi avangard’ın keşfettiklerini, denediklerini, sistemle uzlaştırmak ve mübadele değeri olan bir meta haline getirmektir. Hayatları pahasına sınırları aşanların elde ettikleri başarıları kullanan arabulucu entelektüellere en iyi örneklerden biri 1920’lerde Amerikalı reklam yöneticisi Earnest Elmo Calkins’tir. Calkins, dönemin tasarımcıları kendi masraflarıyla yeni fikirlerin sınırlarını zorlarken tamamen orijinal bir şey üretmenin zaman ve para kaybı olduğunu öne sürmüştür. Ticari sanatçı ve tasarımcılara modern sanatın fazlalıklarını törpüleyip süsleyerek tüketici sınıfın hazmedebileceği hale getirmelerini emrederek satışlarını arttırmıştır. Aynı şekilde kendi döneminin yıldız tasarımcısı olan Raymond Loewy’in MAYA (Most Advanced Yet Acceptable/ en gelişmiş ancak hala kabul edilebilir) formülü de aynı zihniyetin bir ürünüdür. Günümüzde özellikle tarihin talan edilmesiyle devam eden bu akım ticari atık kültürünün en güzide örneklerini vermektedir.
Modernizm temelde bir ütopyacı projedir. Ütopyalar özünde üç türlü bakış içerir; birinci bakış açısına göre ütopya tam olarak gerçekleşemezse bile ona bir şekilde yaklaşmak olanaklıdır, ikinci açıya göre yaklaşmak olanaksızdır ancak günlük hayat için standartlar sağlar, üçüncü açıya göre ise ütopyalar gerçekdışı ideallerdir. İşte avangard ruh tam da bu gerçekdışılığı gerçeğe çevirmeye çalışır. Anatole France’in dediği gibi “ütopya ilerlemenin temel ilkesidir”.  Modernizm’in iddia edilen başarısızlığından sonra avangard ruh ortadan tamamen kaybolunca artık insanlık topyekün kurtarılması gereken bir kitle olmaktan çıkmıştır. Bütün planlar ve tasarımlar hedef kitle denilen seçilmiş zümreler için yapılmaya başlanır. Artık sınırı geçen avangard’ların gerçek öyküleri yerine o maceralara atılmaya cesareti olmayanların uydurdukları kulaktan dolma ve sahte öyküleri gelir. Eksik kalan yerleri kendileri doldurmaya çalışırlar ancak yamama oldukları belli olur. Çünkü her tasarımcı biraz mitoman’dır, bir büyük öykünün parçası olmak ister, olamadığında da kendisi yaşamadığı öyküsünü uydurur. Avangard’lar gibi bağımsız olmadıkları ve hatta tam tersi her eylemlerinde Erk’e bağımlı olduklarından her türlü risk’ten kaçınır ve güvenli sularda seyrederler. İşin ilginci kendilerini de sistemin en parlak yıldızları ilan ederler. Olympos’taki tanrıların yeryüzüne inerek görünmelerini tarif eden epifani’ler gibi dolaşan bu sahte yıldızlar bize sunulan oyunun başoyuncuları olduklarını iddia ederler. Örneğin 2008’de Bloomberg Business dergisine verdiği röportajda Philiphe Starck son yıldız tasarımcının kendisi olduğu söylemiş ve artık tasarıma demokrasinin geleceğini(?) ilan etmiştir. Karim Rashid’in “kendinizi tasarlayın” adlı kitabı, “yaşamınızı tasarlayın” başlığıyla Martha Stewart’ın yeni dergisi “blueprint” le yanyana satışa sunulması da trajikomik bir örnektir. Bu yaklaşım sayesinde yaşam alanlarımız işlevsiz süs objeleriyle ve onların zombileriyle dolmaktadır. Çünkü bu moda ürünleri tasarlayanların, ürünün anlam ömrü dolunca nasıl ortadan kaldırılacağına dair bir tasarrufları yoktur.
Yukarıda adı geçen kitapta yer alan kuramcı Paul Rand “ iyi tasarım nostaljiye veya trendlere bağlı değildir. İyi tasarımın tek gerçek ölçütü, onun içkin değeridir ” demiştir. Bu alıntıda geçen “iyi tasarım” tanımı, ilk defa Modern Sanat Müzesinin “ on dolar altında kullanışlı eşyalar” sergisi açtığı 1940’larda kullanıma girmiştir. Dikkat edilmesi gereken tanımlar yukarıdaki başlıkta durmaktadır, “ on doların altında” yani düşük maliyetli ve herkesin kullanımına açık, “ kullanışlı” yani bir işlevi olan, amaca yönelik ürün iyi tasarım kavramıyla ele alınmıştır. Sorulması gereken soru kendini yıldız tasarımcı ilan edenlerin bu tanıma uygun hiç ürün tasarlayıp tasarlamadıklarıdır…
Evet onlar kendilerini bu oyunun önemli oyuncuları gibi görmektedirler, oysa hiçbir oyuncu hiçbir zaman oyununun kendisinden büyük olamaz, kuramcının kuramından daha büyük, kuramın dünyanın kendisinden daha büyük olamayacağı gibi…    


* Bu yazı Tasarım gazetesinin 2012 Mayıs ayında yayınlanmıştır.