Tutarlılık, kavram olarak
düşünüldüğünde görülecektir ki kişinin sahip olduğu temel yaşam prensibinin
üstüne eklediği diğer düşünce fragmanlarıyla uyumlu olması durumudur.
Genellikle doğrulukla veya gerçeklikle ölçülür ancak tutarlı bir düşünce yapısı
aynı zamanda gerçekle uyumlu olacaktır diye bir kural yoktur.
Tutarlılık
temelde bireyin kendi dünyasındaki pratiklerden biri için teori oluşturmuş ve
bu pratiğin hem kendisinin hem de bağlantılı olduğu diğer pratiklerin aynı
teoriyle çözülebiliyor olmasıdır. Zamana direnmek bir başarı da olabilir bir
zayıflık belirtisi de ancak koşul değişiminden etkilenmiyorsa zaten teori ya
zamansız ve çok kapsayıcı demektir ya da gerçekle uyumlu değildir. Zaten bir çelişki varsa teori güncellenmek ve
değiştirilmek ve pratiğe uygun hale getirilmek durumundadır. Yani tutarlılık
zamanın ruhuna uyumlu olma meselesi değildirdir. Var olan pratikler arasından seçim yapar ve
bu seçimi de kendi değerlerine göre yapar. Ve problem tam da burada başlar
çünkü muhalif fikirler, aslında farklı
dünyaların farklı pratiklerinden doğar ve asla aynı evrende yan yana
gelemezler. Bu durumda bir kişinin tutarlı olup olmadığı ancak tesadüfen aynı
paralel evreni paylaşan biri tarafından yargılanabilir.
Gündelik hayatta Tutarlılık ise bireyin uzun
vadedeki niyetleriyle kısa vadedeki eylemlerinin çakışmaması demektir, ya da
çakışıyorsa bile uzun vadedeki niyetlere ulaşmada bilinçle planlanmış bir
yol taşı olması demektir. Rasyonel bir akılın varlığını sürdürebilmesi
için yapılan her eylem esas amaca yakınlaştırmalıdır. Sanatta tutarlılık
beklemek sanatçıya çok katı bir sınır çizmek olsa da Tasarımda bu sınırın
çizilmesi gerekir. Sanatçı değişken ruh halini ve kavramsal yaklaşımını eser
olarak yansıtma avantajına sahipken tasarımcı çok daha rasyonel davranmak
zorundadır çünkü sanatçı sadece kendi eserinden sorumludur ancak tasarımcı
tasarladığı ürünün bütün kullanıcılarına karşı sorumludur. Tutarsız bir
sanatçıya müsamaha gösterilebilir hatta sanatının temelini tutarsızlık
kavramına oturtulabilir. Ancak tutarsız bir tasarımcı sadece
güvenilirliğini yitirir. Sanatçı işini yaparken rasyonel olmak zorunda
kalmadan, o sırada içinden geldiği gibi davranabilir. Tasarımcının böyle
bir lüksü yoktur, kişiliğini oluştururken seçtiği hedef doğrultusunda ( ki
bu durum da seçimler yapmasını gerektirir) eyleme geçmek zorundadır, psike'yi
tasarımlarına mümkün olduğunca bir filtreden geçirerek yansıtmalıdır. Sonuçta
tasarladığı obje/ ürün birileri tarafından satın alınacak ve yararlılık ilkesi
doğrultusunda kullanılacaktır.
Şu ana
kadar üzerinde konuştuğumuz tutarlılık kavramı aslında sadece rasyonel bir
yaklaşımla mümkün olabileceği, duyguların çelişki barındırabileceği çünkü
duyguların kontrolünün akıl kadar kolay olmadığı ile doğrudan bağlantılıdır.
Dolayısıyla burada belki de asıl tartışılması gereken objelerin
duygusal mı yoksa rasyonel olarak mı seçilmesine göre fonksiyonel obje/ tin
objesi olarak sınıflandırılması dolayısıyla tasarımcı ürünü/ sanatçı ürünü
ayrımının net yapılmasıdır.Tasarım tarihi bu tür ayrımların net yapılamadığı
ürünlerle doludur. Sanattan özgünlük karakterini kendi değerini arttırmak için
ödünç alan tasarım zaman zaman arada kalmış ürünler doğurur.
24
Kasım’da inetrnette yayınlanan bir makale’ye göre ise Tasarım rasyoneliteyi bir
mazeret olarak kullanmaktadır. Parnas ve
Clements’in 1986 yılında yayınlanan bir makalesine dayanılarak yazılan metinde
tasarımın aslında rasyonel bir süreç olmadığı, hatta tasarım kararların brief
anında alındığını ancak yapılan seçimlerin rasyonaliteye dayandırılırak
açıklanması sayesinde inandırıcılık kazandığı açıklanmıştır. Benzer yeni
yaklaşım farklı bir disiplin olmasına rağmen tasarımda kullanılan “seçim”
eyleminin kullanıldığı etik biliminde de vardır. Şöyle ki; ahlaki yargı insanın
içine doğan anlık hislere, yani duygu yüklü sezgilere bağlıdır ve bunlar daha
sonra ahlaki muhakemeyi tetikler…Bu bağlamda etik,sezgilerimizin akılcı açıdan
geçerli olduğunu başkalarını ikna etme amaçlı duygusal ahlaki sezgilerin bir
ifadesidir.
Ancak
asıl makalede de söylendiği gibi tasarım süreci gerçekte rasyonel değilse bile
biz öyleymiş gibi yapabiliriz. Zaten tutarlılık adına elimizden de başkası
gelmez. Antik Yunan’da ho phronimos (tutarlı
adam) kavramından da anlaşıldığı üzere akılcı tutarlılık yalnızca bizzat bir
erdem olmakla kalmaz, her erdemin kilittaşıdır da. Bir insan mükemmel ilkelere
sahip olabilir, fakat onlara dayanarak eylemeyebilir. Akılcı yaklaşım en
azından kavramlar arasında doğru ve analitik bir bağ/ilişki kurmanın
yolunu-formülünü arar.
Akılcı bir Tasarım metodolojisi
geliştirebilmek için elimizden gelebilecek tek şey kriterleri olan, ölçülebilir
bir enstrümanı kullanmaktır. Aksi durumda zaten tasarım öğretilebilir bir
kavram olmaktan da çıkar. Bunun da sonucu ortaya çıkan ürünlerin bir sanat
objesi statüsünde değer görmesi, değerlendirilmesidir. Hiçbir şekilde
eleştirilemez ürünler mezarlığında seçim yapmamız gerektiğinde de aynı şekilde
tasarımcı’nın mavi dönemi veya modernist zamanları, fosmodern zamanları ya da
manierist işleri diye ayırım yapmamız gerekecektir.
