30 Ocak 2013 Çarşamba

TASARIM VE TUTARLILIK



Tutarlılık, kavram olarak düşünüldüğünde görülecektir ki kişinin sahip olduğu temel yaşam prensibinin üstüne eklediği diğer düşünce fragmanlarıyla uyumlu olması durumudur. Genellikle doğrulukla veya gerçeklikle ölçülür ancak tutarlı bir düşünce yapısı aynı zamanda gerçekle uyumlu olacaktır diye bir kural yoktur.
Tutarlılık temelde bireyin kendi dünyasındaki pratiklerden biri için teori oluşturmuş ve bu pratiğin hem kendisinin hem de bağlantılı olduğu diğer pratiklerin aynı teoriyle çözülebiliyor olmasıdır. Zamana direnmek bir başarı da olabilir bir zayıflık belirtisi de ancak koşul değişiminden etkilenmiyorsa zaten teori ya zamansız ve çok kapsayıcı demektir ya da gerçekle uyumlu değildir.  Zaten bir çelişki varsa teori güncellenmek ve değiştirilmek ve pratiğe uygun hale getirilmek durumundadır. Yani tutarlılık zamanın ruhuna uyumlu olma meselesi değildirdir.  Var olan pratikler arasından seçim yapar ve bu seçimi de kendi değerlerine göre yapar. Ve problem tam da burada başlar çünkü muhalif fikirler,  aslında farklı dünyaların farklı pratiklerinden doğar ve asla aynı evrende yan yana gelemezler. Bu durumda bir kişinin tutarlı olup olmadığı ancak tesadüfen aynı paralel evreni paylaşan biri tarafından yargılanabilir.
 Gündelik hayatta Tutarlılık ise bireyin uzun vadedeki niyetleriyle kısa vadedeki eylemlerinin çakışmaması demektir, ya da çakışıyorsa bile uzun vadedeki niyetlere ulaşmada bilinçle planlanmış bir yol taşı olması demektir. Rasyonel bir akılın varlığını sürdürebilmesi için yapılan her eylem esas amaca yakınlaştırmalıdır. Sanatta tutarlılık beklemek sanatçıya çok katı bir sınır çizmek olsa da Tasarımda bu sınırın çizilmesi gerekir. Sanatçı değişken ruh halini ve kavramsal yaklaşımını eser olarak yansıtma avantajına sahipken tasarımcı çok daha rasyonel davranmak zorundadır çünkü sanatçı sadece kendi eserinden sorumludur ancak tasarımcı tasarladığı ürünün bütün kullanıcılarına karşı sorumludur. Tutarsız bir sanatçıya müsamaha gösterilebilir hatta sanatının temelini tutarsızlık kavramına oturtulabilir. Ancak tutarsız bir tasarımcı sadece güvenilirliğini yitirir. Sanatçı işini yaparken rasyonel olmak zorunda kalmadan, o sırada içinden geldiği gibi davranabilir. Tasarımcının böyle bir lüksü yoktur, kişiliğini oluştururken seçtiği hedef doğrultusunda ( ki bu durum da seçimler yapmasını gerektirir) eyleme geçmek zorundadır, psike'yi tasarımlarına mümkün olduğunca bir filtreden geçirerek yansıtmalıdır. Sonuçta tasarladığı obje/ ürün birileri tarafından satın alınacak ve yararlılık ilkesi doğrultusunda kullanılacaktır.
Şu ana kadar üzerinde konuştuğumuz tutarlılık kavramı aslında sadece rasyonel bir yaklaşımla mümkün olabileceği, duyguların çelişki barındırabileceği çünkü duyguların kontrolünün akıl kadar kolay olmadığı ile doğrudan bağlantılıdır. Dolayısıyla burada belki de asıl tartışılması gereken objelerin duygusal mı yoksa rasyonel olarak mı seçilmesine göre fonksiyonel obje/ tin objesi olarak sınıflandırılması dolayısıyla tasarımcı ürünü/ sanatçı ürünü ayrımının net yapılmasıdır.Tasarım tarihi bu tür ayrımların net yapılamadığı ürünlerle doludur. Sanattan özgünlük karakterini kendi değerini arttırmak için ödünç alan tasarım zaman zaman arada kalmış ürünler doğurur.
24 Kasım’da inetrnette yayınlanan bir makale’ye göre ise Tasarım rasyoneliteyi bir mazeret olarak kullanmaktadır.  Parnas ve Clements’in 1986 yılında yayınlanan bir makalesine dayanılarak yazılan metinde tasarımın aslında rasyonel bir süreç olmadığı, hatta tasarım kararların brief anında alındığını ancak yapılan seçimlerin rasyonaliteye dayandırılırak açıklanması sayesinde inandırıcılık kazandığı açıklanmıştır. Benzer yeni yaklaşım farklı bir disiplin olmasına rağmen tasarımda kullanılan “seçim” eyleminin kullanıldığı etik biliminde de vardır. Şöyle ki; ahlaki yargı insanın içine doğan anlık hislere, yani duygu yüklü sezgilere bağlıdır ve bunlar daha sonra ahlaki muhakemeyi tetikler…Bu bağlamda etik,sezgilerimizin akılcı açıdan geçerli olduğunu başkalarını ikna etme amaçlı duygusal ahlaki sezgilerin bir ifadesidir.
Ancak asıl makalede de söylendiği gibi tasarım süreci gerçekte rasyonel değilse bile biz öyleymiş gibi yapabiliriz. Zaten tutarlılık adına elimizden de başkası gelmez. Antik Yunan’da ho phronimos (tutarlı adam) kavramından da anlaşıldığı üzere akılcı tutarlılık yalnızca bizzat bir erdem olmakla kalmaz, her erdemin kilittaşıdır da. Bir insan mükemmel ilkelere sahip olabilir, fakat onlara dayanarak eylemeyebilir. Akılcı yaklaşım en azından kavramlar arasında doğru ve analitik bir bağ/ilişki kurmanın yolunu-formülünü arar.
 Akılcı bir Tasarım metodolojisi geliştirebilmek için elimizden gelebilecek tek şey kriterleri olan, ölçülebilir bir enstrümanı kullanmaktır. Aksi durumda zaten tasarım öğretilebilir bir kavram olmaktan da çıkar. Bunun da sonucu ortaya çıkan ürünlerin bir sanat objesi statüsünde değer görmesi, değerlendirilmesidir. Hiçbir şekilde eleştirilemez ürünler mezarlığında seçim yapmamız gerektiğinde de aynı şekilde tasarımcı’nın mavi dönemi veya modernist zamanları, fosmodern zamanları ya da manierist işleri diye ayırım yapmamız gerekecektir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder