14 Ocak 2012 Cumartesi

“İnsanın karakteri onun kaderidir.”1



Dünya üzerine düşürülen insanın varoluş çabası bilginin elde edilmesi ve korunması ile kolaylaşmış, dolayısıyla bilgi en önemli silah haline gelmiştir. Bilgiye sahip olan iktidarı ve dolayısıyla “erk”i elinde tutmuştur. Özellikle Antik Çağ’dan itibaren düşünürler, hem bireyin hem de toplumun ideal yaşam formunu bulmak için bir yandan düşünsel bir faaliyet gösterirlerken diğer yandan da bu elle tutulur gözle görülür uzamı anlamak adına bilimin ilk nüvelerini vermeye başlamışlardır. ”Nasıl yaşamalıyım?” sorusu insanı yaşadığı dönemin koşullarına göre farklı cevaplara yönlendirmiştir. Toplumsal yaşamın var olmak adına hayatı kolaylaştırdığını gören insanoğlu toplu yaşamanın yazılı ve yazısız kurallarını oluşturmaya başlanmıştır. Bu şekilde üretim/tüketim ilişkilerini kontrol etmek toplumun devamlılığı için gerekli hale gelmiştir. Tarih boyunca iktidar önce gökyüzünden yere inmiş,  tek elde toplanmış sonunda günümüz çoğulcu demokrasilerine ulaşmıştır. Ancak her dönemde toplum, kontrol edilmesi, gözlenmesi ve yönlendirilmesi gereken bir kitle olarak algılanmıştır. Fransız devrimi öncesinde bu kitleyi evlerinde daha kolay kontrol edebileceğini düşünen iktidar, devrimden sonra yeni bir yöntem denemiş ve kitleleri sokaklarda oyalayarak daha kolay kontrol ettiklerini görmüşlerdir. Bu amaçla düşünülmüş olan Bentham’ın “Panopticon” tasarımı hala iktidarlar için revaçta kullanılan bir kontrol sistemidir. Ancak ileri kapitalizm döneminde kitleler yine evlerine sokulmakta ve “Panopticon” mantığı gözetilerek teknoloji aracılığıyla gözlenmekte ve kontrol edilmektedirler. Teknoloji bir yandan iktidarın en önemli kontrol enstrümanı olarak kullanılırken aynı zamanda tüketim toplumunun da bir meta objesi haline getirilip  “yenilik”  adı altında pazara sürüldükleri andan itibaren eskimiş olarak kitlelerin kullanımına verilmektedir. Tasarım işte tam bu noktada devreye girmektedir. Bir objenin fetiş değerinin arttırılması için kullanılan tasarım kavramı insanların hayatlarını kolaylaştırmaktan çok “fantazmagorik”2 bir anlam yüklenmesinde kullanılmaktadır. Bu yolla oyalanan ve kontrol altına alınan toplumun bilgilenme kanallarının çarpıtılması yoluyla sistemin bunalımlarını ve arızalarını görmesinin engellenmesi iktidar tarafından bilinçli olarak istenir.
Panoptikon mantığını kuran ve günümüz toplum kontrol ve gözetim sisteminin temellerini atan Jeremy Bentham, İngiliz ceza hukuk sisteminin kurucusu bir siyaset bilimcidir. Fayda etiğinin de temellerini kuran Bentham ’a göre hayatın amacı neredeyse hazcılık etiğinin de söylediği gibi mutluluktur. Aradaki tek fark antik Yunan’ın hazcıları bireyin mutluluğunu düşünürler oysa fayda etiği çoğunluğun mutluluğuna ulaşmaya çalışır.
Bireyin mutluluğunun özgeci bir tutumla ancak toplum mutlu olduğunda elde edilebileceğini düşünür. Bireyin çıkarı toplumun çıkarıyla ters düştüğü noktada bireyin fedakarlık etmesi gerektiğini savunur.
Hesaplanabilir mutluluk kavramını ortaya atan Bentham bunun hesaplanabilmesi için de formüller geliştirmiştir. Buna Bentham, Hazcı ölçüm ( The Hedonic Calculus) adını vermiştir. Bu hesap için yoğunluk, süre, kesinlik, yakınlık, verimlilik, saflık ve büyüklük olarak tanımladığı yedi kriter belirlemiştir ve eylemin sağladığı hazzı veya acıyı bu kriterlere bakarak belirler ve o eylemin doğru ya da yanlış olduğu konusunda bir sonuç alır. İdeal olan, sadece iyi olanı yapmak ve zararlı hiçbir şey yapmamaktır. Ama ideal olan çoğunlukla imkansızdır. Bu yüzden, kötüye kıyasla mümkün en büyük oranda iyiyi yaratmak için çalışmaya zorlanırız.3 
Dolayısıyla fayda etiği sonuç odaklıdır. Yaptığınız eylemin değeri sonuca bakarak değerlendirilir. Bir eylem en çok sayıda insana en büyük oranda mutluluğu sağlayabildiği kadar doğrudur fayda etiğinin ana prensibidir. Fayda etiği, yaklaşık yirmi yıl öncesinde İmmanuel Kant’ın ödev etiğine karşı argüman olarak geliştirilmiştir. Ödev etiğinde eylemin niyeti eylemin değerini belirler ancak iyi niyetle başlamış fakat kötü sonuçlara ulaşmış eylemler Jeremy Bentham’ı sonuç odaklı düşünmeye yönlendirmiştir. Çünkü kişiye bağlı iyi niyet girişimi de oldukça göreceli bir kavramdır, Hitler de kendi inancı doğrultusunda Almanya adına iyi bir niyetle yola çıkıp bir soykırıma ve milyonlarca sivil ve askerin ölümüne yol açmıştır.

Faydacılık, siyasal bir kurum olarak demokratik yönetimi beraberinde getiren bir felsefe olarak kabul edilmiştir. Ancak bu felsefenin önemli savunucularından J.Stuart Mill teoride çoğunluğun mutluluğunun peşinden giden bu sistemin azınlığı göz ardı etmesinden rahatsız olduğunu dile getirmiştir. Bu etik sisteminin en çok eleştirildiği nokta ise Bentam’ın hazzın hesabındaki göreceli yaklaşımdır. Bazıları için haz veren bir eylem başkalarına sıkıntı ve hatta acı verebilir, bu durumda hazzın hesaplanması pratik değerini yitirir.  Ayrıca sonuç odaklı eylemlerde sonuçlar kısa, orta ve uzun vadeli olarak değerlendirilmelidirler. Kısa vadede haz veren bir eylem uzun vadede çok büyük zararlara yol açabilir. Örneğin ikinci dünya savaşını bitiren Hiroşima ve Nagazaki’ya atılan atom bombaları uzun vadede bir devletin başka bir devlete nükleer silah kullanma örneğini sunar ve dünyanın geleceğini tehlike altına sokabilir. 
Faydacılığın zeitgesit’a bağlı olarak analiz etmeye kalktığımızda sistemli bir tutarlılıktan çok toplum için sorun olarak gözüken kavramsal düğümlerde pratik çözümler bulmaya çalışan bir yapı olduğunu fark ederiz. Her zaman ve her yerde, her durumda geçerli olması gereken kurallar bütününü oluşturmaya çalışan sistemli tutarlılık zamanının en önemli filozofu olan İmmanuel Kant tarafından ileri sürülmüştür. Konisberg katedralindeki mezartaşında  Üzerimde yıldızlı gökyüzü, içimde ahlak yasası var ” yazan filozof döneminde bile o kadar kıymetli ve anlaşılması zor bir düşünürdü ki yaşarken bile kendi hakkında 4000’den fazla yayın vardır. Protestan pietist bir aileden gelmesi ancak kilise kurumuna ve papazların varlığına karşı gelmesi sebebiyle Tanrının varlığını akıl yoluyla bulmaya çalışması onu akıl yoluyla metafiziğe ulaşmaya çalışan bir düşünür olmasına neden olmuştur. Pratik Aklın eleştirisi kitabını da anlaşılması çok zor olduğu halde anlaşılabilir örneklerden kaçınarak yayınlamıştı;  sebebi sorulduğunda popüler olmak istemediğini belirtmişti. Ödev etiğinin (deontoloji; deon Grekçe ödev anlamına gelmektedir ve deyimi ilk defa Jeremy Bentham kullanmıştır)  temellerini atarken üzerinde hiçbir uzlaşım olmayan “mutluluk” kavramını bir amaç olarak belirlemenin yanlış olacağından hareket eder.4
Ona göre Ahlaklılık,” mutluluk” ile ilgili bir şey olamaz . Çünkü insan mutluluğa, zaten doğal eğilimleri, güdüleri, arzularının yönlendirmesi altında ulaşabilmektedir. Eğer mutluluğu ahlakın temel motivi haline getirseydik,  sadece insana ait bir fenomen olmaktan çıkıp topluluk halinde yaşayan ve özellikle eşeyli yoldan üreyen tüm hayvanlar için geçerli bir fenomen olurdu. Ancak ahlak aklın bir işlevidir ve sadece rasyonel yaratıklar ahlaklı olabilirler.
Kant’a göre ancak , “Aklını kullanma cesaretini göster” buyruğuna uyarak evrensel bir ahlak yasası oluşturabiliriz ve ahlaklı varlıklar olabiliriz. Çünkü o zaman sahip olunan bilgiye göre doğa’da ahlaka rastlanmaz. Doğadaki yasalara uymak zorunludur fakat ahlak yasasına uymak ödevdir. Ödev tanımı gereği yerine getirmeyi özgür irademizle üstlendiğimiz bir buyruktur. Yani ödev doğası gereği otonom’dur.
Öyle bir ilkeyle davran ki, bu ilkeye dayanarak isteyebileceğin şey, aynı zamanda genel bir yasa olsun, öyle eyle ki eyleminin dayandığı ilke, aynı zamanda öbür insanların eylemleri için de bir ilke ve yasa olabilsin. 
ister kendi şahsına, ister başkasına; insanlığa hiçbir zaman sadece basit bir araç olarak değil, aynı zamanda amaç olarak davranmalısın.”   
Doğa ve Ahlak yasası arasındaki önemli farklardan biri, doğada olup biten her şeyi olan olarak adlandırırsak, ahlak yasasının bize buyurduğu şey olması gereken olarak adlandırılabilir. Kant etiğinde doğru eylem, istençle ve akılla, özgür iradeyle seçilmiş ödevi gerçekleştirmeye yönelik eylemdir. En çok eleştirilen noktası da burada başlar, Schiller’e göre insan bu ahlaki müeyyidelere o kadar çok bağlanabilir ki, özgür iradeyle yapılan seçim insanı tamamen kuşatır ve kendi kendini mahkum ettiği bir kölelik sistemi haline gelebilir. Öte yandan akılı kullanılması gereken en önemli enstrüman olarak sunması insanın duygusal bir varlık olduğu gerçeğini neredeyse tamamen yadsımasına sebep olmuştur. Çünkü ona göre , kişi ancak duygularını ve eğilimlerini bastırdığı ve bir eylemi yapmak zorunda olduğu için yaptığı zaman ahlaki davranış ortaya koymuş olur. Ahlakiliğin özü Fayda etiğinin tam tersine eylemin niyetinde, motivinde yatar. Ona göre iyi niyet, yaptığı veya ortaya çıkardığı bir şeyden dolayı değil, fakat basitçe iradeden dolayı iyidir. İyi niyet bir erdem olduğu için bizatihi “iyi” olduğu için iyidir.
En önemli eleştiri noktalarından biri de ödev çatışması yaşanan durumlara temas etmemiş olmasıdır. Saklamamız gereken bir sırrı ödev etiği kuralına saklamayıp, sorulduğunda söylersek, sözümüzü tutmamış oluruz ve ödev etiği kendiyle çelişmiş olur.
Temelde niyet ve amaç odaklı olması, eylemin sonucunu göz ardı edilmesine sebep olur ki  bu noktada da çok ağır eleştiriler almıştır. Ayrıca rasyonelliği bir fanatizm haline getiren misyonlarda eylem duygusal yaklaşım içermediği için insanlık suçu olarak kabul ediebilecek sonuçlara varabilir. Nitekim ünlü Nazi Eichman savunmasını Kant etiği üzerine kurmuş, kendini insani duygusallıktan soyutladığını ileri sürmüştür. Bu örnekler göstermektedir ki sadece rasyonel olmak evrensel bir etik sistemi kurmak için yeterli değildir.
Modern etiğin kurucusu Nikolai Hartmann’a göre ideal etik formu fayda etiği ve ödev etiğinden oluşturulacak parçalarla kurgulanmalıdır. Konunun devamında Modern etiğe geçmeden ara dönemde yaşanmış siyasi olaylar ve döneme damgasını vurmuş önemli filozof ve siyaset bilimciler sunulacaktır.



1 Heraklitos
2 Benjamin, W. 1993. Pasajlar. YKY Yayıncılık :İstanbul.
3 Frankena William 2007 Etik.İmge yy
4 Özlem Doğan 2010 Etik Say yy.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder