14 Ocak 2012 Cumartesi

TASARIM ve POLİTİKA

8 haziran 2008’de Bloomberg Businessweek dergisinin internet sayfasında Jeniffer L.Schenker’in Ünlü tasarımcı Philippe Starck’la yaptığı röportaj yayınlandı. Bu röportajda ilk soru yine Starck’ın mart ayında Die Zeit gazetesine verdiği bir beyanatla ilgiliydi. Bahsi geçen beyanatta Starck o güne kadar yaptığı ürünleri ‘gereksiz’ olarak tanımlamıştı. Barış, huzur ve lüks zamanında ( Sanırım sadece Avrupayı kastediyor ve muhtemelen WHO verilerinden habersiz ya da görmezden geliyor) tasarımın estetik kısmıyla ilgilendiğini söyleyen tasarımcı zamanın değiştiğini ve artık tasarımın politik olmak zorunda olduğunu ifade ediyor. Zamanın ruhunun değişimi dolayısıyla neredeyse Bentham’cı bir şekilde yüksek kalite ve düşük fiyatın en fazla kişiye ulaştırılması gerektiğini savunuyor.(80’lerde neden öyle değilse?) Bu açıklamalardan sonra da tasarımın artık demokratik olmak zorunda olduğuna işaret ediyor. Yıldız tasarımcı kavramının kendi nesliyle bittiğini söyleyen Starck, danışmanlığını yaptığı (Terence Conran ile birlikte)  İngiliz kökenli bir web sitesinin ve kurucusunun reklamını yapmaya başlıyor röportajında. Yıldız tasarımcıların sistemi kilitlediğini ve yeni girişimleri tıkadığını itiraf eden Starck genç tasarımcıların son kullanıcıyla buluşabileceği bu siteyi öneriyor. Dünyanın herhangi bir yerinden kültür farkına bakılmaksızın kabul edilecek bir arayüz olduğunu söyleyen Starck bunun neredeyse bir devrim olduğunu ekleyerek tasarımda demokrasiyi bu şekilde tarif ediyor. Yani genç tasarımcıların kendi yetenekleri ölçüsünde rekabete girebilecekleri bir arayüz olan ticari amaçlı bir web sitesini bir demokrasi platformu olarak görüyor. Kendi rolünü bu web sitesinin yaratıcı(?) direktörü, ruhu ve tapınak koruyucusu olarak tanımlayan Starck, daha önce fark etmesi gereken bir misyonu yeni farketmiş bir savaşçı edasıyla, varolan sistemi ve yıldız tasarımcıları ve kendini kendi eliyle dinamitlediğini söylüyor.

Diğer yandan İngiliz Tasarım konseyine bağlı RED design team tasarım stratejistlerinden Jennie Winhall’ın 2006’da Core77’de yayınlanan makalesinde yazar, tasarımda demokratikleşmeyi tasarımcının sistemin önceliklerinden kurtulup kullanıcı odaklı düşünmesine bağlıyor. Tasarımın politika ile bağlantısını açıklamak için verdiği örnek çarpıcı ; Al Gore’un başkanlık seçimini Florida’da kaybetmesine neden olacak kadar kötü tasarlanmış oy pusulaları! Nazi partisinin amblemi, Aids’in kurdelesi vb. örneklerden bahsedip en son tasarım dünyasında sistem karşıtı duruşlarıyla bilinen Adbuster’den ve ilki 1964’de yayınlanan ve 2000 yılında tekrar revize edilerek yayınlanan First Thing First manifestosundan bahsediyor ve bu şekilde okurlarına Stark’a göre çok daha insancıl bir perspektif sunuyor. Politikanın, tasarım gibi insani değerler üzerinden çalıştığını ifade eden yazar, politikacıların üstlendikleri sorumlulukların benzerinin tasarımcının da üstlenmesi gerektiğini örneklerle kanıtlıyor. Tasarımın hayatımızı yönlendirdiğini ve bunun bir erk biçimi olduğunu söyleyen yazar, tasarımcının bu işi kimin için yaptığına dikkat etmesi gerektiğini söylüyor. ‘Beğenelim beğenmeyelim tasarım hayatımızı biçimlendirir ve bu bir güç’tür’ diyerek tasarım ve erk bağlantısını gözler önüne seriyor. Tasarım kullanıcıyı tarif ederken aynı zamanda kullanmayıcıyı da tarif eder ve iyi veya kötü anlamda kullanmayıcıyı öteki’leştirir ve bu da tasarımın erk’ini kanıtlar. Eğer sistemin size sunduğu tasarım brief’ini olduğu gibi kabul ederseniz sistemle uzlaşmış oluyorsunuz ve böylece sistem erk’ini sizin üzerinizden meşrulaştırmış olur.

Örneklerini tasarım tarihinde bolca gördüğümüz bu durumun en bilinenleri Le corbusier’in Nazi Almanyası ile işbirliği yapan Vichy hükümetine ve Mareşal Philippe Petain’e  yakınlığı, kendisi parti başkanı olacak kadar fanatik bir komunist olan Oscar Niemeyer’in döneminin populist başkanı Juscelinio Kubitschek için Brasil kentini tasarlaması ve hatta onu deviren üç juntacı general için uygulama yapmasıdır.

Yazının başından itibaren verilen örneklerle anlatılmaya çalışılan şey, politika ve tasarım bağlantısıdır. Topluluk halinde yaşamaya başladığı andan itibaren bir uzlaşı yaratığına dönüşen insanoğlu, topluluk düzenini sağlayabilmek için oluşturduğu kurallar bütünüyle doğasından gelen davranış kalıplarını kontrol altına almaya çalışmıştır. Toplulukların yönetimi ve politika bu noktadan itibaren devreye girer ve ideal yaşam sistemine ulaşmaya çalışır. Tasarımcının da görevi aynı şekilde insanın hayatını kolaylaştırmak, hali hazırda sahip olamadığı yaşam konforunu sağlamaktır. Neredeyse benzer amaçlar için çalışan iki ayrı disiplin birbirinden symbios şeklinde yararlanır. İki disiplin de aynı değerleri kullanırlar ve yanlış uygulamalarda zararları da benzerdir. Bu durumda Tasarım suçlarını intihal’le sınırlayan etik yaklaşımın çok üstünde çok daha hassas bir meslek etiği geliştirmek her tasarımcının  evrensel buyruğu olmak zorundadır . Bu hassasiyete sahip tasarımcıların oluşturduğu designfortheother90%, designerswithoutborders veya maya pedal gibi grupların artması meslek etiğinin yaygınlaşmasıyla mümkün olacaktır.
Ancak bu şekilde insan odaklı (kullanıcı değil) bir yaklaşım geliştirilebilir ve geleceğe daha emin yürünebilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder