İnsanoğlunun yerleşik düzene geçtiği ilk günden beri sistemle uyum sağlayamayan veya bunu tercih etmeyenler olmuştur.Hatta antik Yunan’da Platon (üretime ve tabi ki yüksek verimli tüketime katkısı bulunmayan) bu tür insanların toplanıp bir adaya götürülerek toplumdan tecrit edilmeleri gerektiğini bile savunmuştur.Zaman içinde batı kültürü bu tür insanları dışlarken ve bu grubu potansiyel suçlu olarak yaftalarken doğu kültürlerinde tam tersi bir yaklaşımla imaretlerde ve aşevlerinde yemek sağlanır ve yaşamlarını sürdürmelerinde yardımcı olunur(du). Ortaçağ ve sonrasının Avrupa kenti ise kendi “mülksüzler’inden kurtulmak isteyen bir kentti, beslenecek ekstra boğazlara tahammül etmemişti. Klasik Osmanlı sistemi ise tam aksine, Antik Roma’dakine benzer biçimde, onları barındırıp beslerdi. Özellikle en büyük ve en kalabalık kent olan İstanbul’da devasa boyutlarda olduğunu tahmin ettiğimiz bir “artık nüfus” görünürde hayır sahipleri, gerçekteyse kamu kaynakları aracılığıyla düpedüz “iaşe ve ibate” edilir.
Osmanlı’nın klasik dönem metropollerinde “hücre” (çoğulu “hücerat”) tipi konutlarda çok geniş bir kentli mülksüz kitlenin barındığını görüyoruz. Öyle ki, Edirne’de bu tür bazı odalarda barınanların vergiden muaf (“avarızdan ve tekalif-i örfiyeden muaf”) oldukları da görülüyor (Tanyeli, 1996; 67).
Vergi bile veremeyecek düzeyde bir gelir durumuyla hayata tutunan, Latince’de proles (zürriyet) ve proletarius (zürriyetinden gayrı bir şeyi olmayan) adıyla anılan bu grup üretimden özgürdü ancak bu özgürlüğün bedelini tecrit edilerek ve dışlanarak öderlerdi.
Günümüzde gelişmiş ülkelerin büyük şehirlerinde bile görülebilen Paul Virilio’nun dromoman’i de sayılabilecek bu mülksüz kitle , minimal koşullarda yaşamakta daha doğrusu varoluş mücadelesi vermektedir.Özellikle küreselleşen dünyada daha da acımasız hale gelen kapitalizm bu kurbanlarını tam olarak ta öğütememekte,sanki diğer gruplara ibret-i alem olması adına göz önünde tutmakta ve bu durumla tehdit etmektedir.
Bu durumdan sadece sisteme uymayan insanlar değil, aynı zamanda yaşam alanları yine yine aynı tehdit tarafından gaspedilen hayvanlar da etkilenmişlerdir. Yaşam hakları farklı bir çok senaryo ile gaspedilip yok sayılmaktadır.
Oysa çok ta eski sayılmayacak geçmiş zamanlarda tam tersine bu tür şehir mülksüzleri sahiplenilir, yaşamlarının kolaylaştırılması adına yardımlarda bulunulur, yaşam düzenine mümkün olduğunca dokunulmamaya çalışılırdı.
Evlerin veya kamu yapılarının bir köşesine kuşevi yapılır, diğer sokak hayvanları da ihmal edilmezlerdi.
Bu bilgiler ışığında Yaşanılabilir kentsel projesi kavramı içinde bu dışlanmış grubun şehrin yaşama katılmaları sağlanmalı ve bu amaçla tasarımlar yapılmalıdır. Şehrin mülksüzlerinin en azından temel yaşam ihtiyaçlarının karşılanması veya yaşam mücadeleleri kolaylaştırılması için temizliği, taşınması ve üretilmesi kolay barınaklar ve kolay bulunabilir temiz su kaynakları sağlanmalıdır.
Bu projenin günlük hayata aktif olarak geçirilebilmesi için önerimiz ; konuyla ilgilenen her tasarımcının bir ücret ve karşılık beklemeden bu işi mesleğinin ve insanlığa olan borcunun bir ifadesi olarak düşünüp tasarımlar yapması, daha önceden oluşturulmuş olan bir web sitesinde bu tasarımların bir havuz içerisinde toplanmasıdır. Bu şekilde toplanan tasarımlar , sponsor bulunduğunda veya yerel yönetimler konuyla ilgilenip bir uygulama yapmak istediklerinde önlerinde olacak, hangi ürünün kime ait olduğunu bilmeden bütçelerine ve hedeflerine uygun ürünü seçip uygulayabilecekler. Bu siteye sadece izinli kurum ve kuruluşlar erişebilecekler, özel kurumların ulaşması için bir abone bedeli ödenecektir. Bu bedelle de sitenin genel giderleri karşılandıktan sonra yine havuzdaki projelerden bir kısmına kendi de sponsorluk yapabilecektir. Sistemin beklenen verimde çalışması durumunda proje uluslararası hale getirilebilir.
Olası sıkıntılar :
1. Tasarımcıların katılımı :
Gönüllü katılım beklenenden az olabilir. Web sitesi ve misyonu yeterli miktarda duyurulamazsa tasarımcı katılımı düşük olacaktır. Duyurular tam olarak yapıldığı halde katılım düşük olabilir. Bu yüzden de tasarım eğitimi verilen okullarla koordine bir şekilde çalışarak proje dönem konusu olarak öğrenciler çalıştırılabilir. Eskiz sınavlarında çözülmesi gereken bir problem olarak verilebilir. Gerçekte her tasarımcı iş gücünün %5’ ini bu projeye harcasa hatta boş vakitlerde konuyla ilgili karalama eskiz bile yapsa havuzda bir çok prıje birikecektir.
2. Yerel yönetimlerin uyarılması :
Günümüzde şehirler ve yönetimleri kendilerini bir ticari kuruluşmuş gibi algılamakta ve kendi aralarında rekabet etmektedirler. Bu projeye destek verecek yönetimlerin kendi marka değerlerine bir katma değer katacakları kendilerine doğru ve yeterli miktarda aktarılabilirse konuya ilgi duyacaklardır.
3. Özel kuruluşlar:
Aynı yerel yönetimler gibi sosyal sorumluluk kampanyalarında bile rekabet içinde oldukları firmalardan farklılaşacaklarına ikna edilebilirlerse konuya sponsor olmaları kolaylaşacaktır.
4. Proje detaylandırılıp demo projelerle ve görsellerle destekleklenip bir dosya oluşturulduğunda Avrupa birliği fonları için başvurulabilir veya birleşmiş milletlerin alt kurumları ile iletişime geçip gerekli destek aranabilir.
.Amaç bu bireysel çabaların birleşerek daha etkili hale gelmesini sağlamak ve bunu da daha önce sahip olduğumuz ve zamanla unuttuğumuz değerlerimize dönerek sağlamaktır.Bu konuda bir ilk olmak şehrimizin hakettiği itibarı destekleyecektir.
Bu yazı Şubat 2011'de Tasarım Gazetesinde yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder