16 Ocak 2012 Pazartesi

TASARIM ve LOBOTOMİ

Bir süredir periodik olarak yapılan Tasarım haftası,  şirketlerin tasarımla ilişkili kurumları, ilk defa yapılacak bir bienal ve buna bağlı daha küçük ölçekli organizasyonlar, hatta yakın gelecekte bir çok ünlü tasarımcının katılımıyla yapılacak olan konferansların amacı İstanbul’u Avrasya, Orta Doğu ve Doğu Avrupa’da bir tasarım merkezi haline getirmektir. Bu konferanslarda yeni nesil tasarımcılar, Tasarımla doğrudan ya da dolaylı bağlantılı disiplinlerde ünlenmiş kişilerin mesleki yaklaşımlarını dinlerler. Kişinin gerekli olgunluk seviyesi için kendine yapması gereken kültürel yatırım ve birikim, yarım saatte anlatılabilir bir iş deneyimine dönüşür ve yeni nesil tasarımcılardan bir kısmı bu özet anlatılardan kendilerine bir sonuç çıkarıp, bunu da bir yol olarak seçerler. Emek ve süre gerektiren çalışma yerine, hap olarak sunulabilen bir iki uçucu fikri mesleklerinin temel düsturları haline getirmeye çalışırlar. Çünkü kişinin kendini uzun vadeli bir yaşam projesi olarak görüp buna göre kendine kültürel yatırım yapması maalesef demode bir fikir haline gelmiştir.
Benzer Tasarım etkinlikleri yurtdışında da yapılmaktadır. Sosyalleşme amaçlı olanlar haricinde bu konferanslar genellikle dünya üzerinde yerel veya küresel bir problemin çözülmesine yöneliktir. Bu tür konferanslarda önerilen çözümleri dinlemek, yapılan araştırmaları izlemek bir tasarımcının mesleki yaklaşımını irdelemekten çok daha önemlidir.
Cehalet erdemdir” düsturuyla yola çıkan bir grup yeni nesil tasarımcıya göre, entelektüel kapasitenin, okuma, bilgilenme ve biriktirme yoluyla artırımı sadece mutsuzluğa yol açar. Bu durumun yerine, gönüllü cehalet, bilgiye bağlı mutsuzluğun bünyeye sızmasını engeller.
Ancak tasarım yıkıcı yapıcı bir eylem dizisidir. Herhangi bir tasarım için öncelikle sahip olunan bilgi dahilindeki kavram, fonksiyon ve formlar zihinde parçalanır ve başka yapılar halinde tekrar birleştirilir ve bu kombine eylem için tasarımcı bireyin yalnızca mesleki bir zihinsel kütüphanesi olması yetmez. Özellikle kavramlardan bahsedildiğinde tasarımcı kendi tasarladığı objenin de içinde yer aldığı bir dünya kurar. Bu anlamda aslında her obje ait olduğu ütopyanın bir parçasıdır ve tasarımcı bu ütopyanın mecazi kurucusudur. Bu yüzden en azından mevcut ideal yaşam teorilerinden haberdar olmalıdır.
Bilgi’den gönüllü vazgeçiş bir çeşit lobotomi gibidir. Zihinsel melekelerde ulaşılabilecek potansiyel  (görece) hedefler bilinir ancak taammüden o hedeflerden mutluluk adına uzak durulur. Bu eylem kişinin mutluluk için zihinsel melekelerinden vazgeçmek adına beynini aldırmasına benzer. Temelde amaç; rasyonel veya sezgisel olsun seçme özgürlüğünün getirdiği sorumluluk ve yükten kaçmaktır. Çünkü seçim yapmak, eylemi doğurur ve bu eylem her zaman haz getirmeyebilir. Ancak zihinsel melekeler bir anda ortadan kalkarsa büyük ihtimalle seçim bile yapmanız gerekmeyecektir.Tasarım ve Erk’in ilişkisi de bu gönüllü lobotomi ile ters orantılıdır. Seçim hakkını başkasına verdikçe Erk’e bağlanılır ve lobotomi süreklilik kazanır.
Bir kutsal metinde yazdığı gibi “ Bilgi arttıran dert arttırır, çok hikmette çok keder vardır” ancak bu durum Sisiphos’un kaderidir. Camus’nun kahramanı bir kaya parçasını dağın zirvesine yuvarlayarak taşır ancak Tanrılar her seferinde kaya’nın aşağıya düşmesini sağlarlar ve sonsuza kadar bu şekilde devam eder. Ancak Sisiphos kaderinden memnundur, hatta Tanrılar kendisine daha pürüzsüz bir kaya önerdiklerinde onları reddeder çünkü bu kaya o’nun kayasıdır. Bu mücadele ve meydan okuma hayatının amacı ve anlamıdır ve bu yüzden mutludur Sisiphos.
Yukarıda verilen örneğin aksi durumunda bu gönüllü lobotomi, sonunda engellenemeyen bir demans durumuna girilmesine neden olur ki artık istense de geri dönülemeyecek bir noktaya gelinmiştir. Bütün bunlar “bilgi’nin” vereceği acı’dan uzaklaşmak pahasına başa gelmiştir. Mutluluğun devamı için bilinçli vazgeçiş, bilincin yitirilmesine sebep olur. Ancak hayatın amacı da anlamı da mutlulukta aranmaz çünkü aranmadığında bulunabilen bir kavramdır ve sadece bilinçli seçimlerin bir katma değeridir. Sabit bir durum değildir ve öyle olmaması da değerini arttırır.
Bütün bu bilgilerin ışığında yeni nesil tasarımcılara yapılacak son hatırlatma, gereken bilgi ve erdeme ulaşmak için tasarımcı/birey’in elinden geleni yapmak zorunda olduğudur. Doğrudan insanla ve onun hayatıyla ilgilenen bir meslekte gönüllü cehalete yer yoktur.

1 yorum:

  1. bu akım hakkında okudum ve epeyce de kafa yordum. Esprili yaklaşmak istiyorum. İdiocracy diye bir film vardı, bilenler bilir. Tüm bilim adamları penis büyütücüleri ve kellik engelleyici kremler üzerine çalışır, sonunda en temel ihtiyaçlarını gideremeyen bir toplum oluşur... Bence tamamen doğu felsefelerinin, Krishnamurti, Osho gibi insanların yanlış algılanmasından ortaya çıkan bir durum. Daha çok söylenecek şey var ama benim blogum değil. Zaten birçok tasarımcı bunu yapıyor, sadece manifesto olarak ortaya koymuyor, çünkü utanç verici, neyse bu şekilde utanç halini de kırıyoruz. Yazmamaya çalıştıkça ağızım bozulur gibi oluyor bu yüzden keseceğim. Modern mutluluk anlayışı bir dayatmadır.

    YanıtlaSil